KÖYÜMÜN YAŞMAKLI KADINLARI
Anadolu’da yaşmak, örtünme şeklinin bir parçası olup saygı ve tevazu manası da taşımaktadır. Kültürel farklılıklar yaşmağın örtünme biçiminde değişiklik göstermiştir. Bir kuşak öncesinde yaygın biçimde kullanılmış, örf adetler içinde yerini almıştır.
Memleketimizde yaşmak, başörtü olarak kullanılan çemberle yapılmaktaydı. Gözleri açık bırakıp, ağız ve burun üzeri kapatılarak bağlanırdı. Nişan, düğün merasiminde, gelinin sağ el baş parmak ve işaret parmak üzerine oyalı beyaz yemeni örtülürdü. Gelin hanım yemenili eliyle, merasim bitene kadar ağzını kapatırdı. Büyüklerin elini öpüp baş üzeri koyduktan sonra tekrar yaşmağı ile ağzını kapatır saygı ve tevazuunu gösterirdi.
Memleketimizde yetmiş doğumlu kuşağa kadar, bekar kızlar, gelinler, anneler, kayınvalideler yemeni ve çemberle yaşmağı kullanmıştır.
Gelinler beyaz çemberle yaşmak yaparak, eşinin ailesine ve akrabalarına gelinlik yapma geleneğini yakın zamana kadar sürdürmüştür. Gelinler kare çemberi üçgen biçimine getirip iki ucunu baş üzerinde bağlar yaşmağını kapatırdı. Çember alın üzerinden bağlanır, saçları uzun olanlar iki örgü yaparak dallarından aşağı bırakırlar, beşi bir yerde altınlar yaşmağın altında boyun hizasında görünürdü.
Memleketimizde, yaşmak değişen nesille değişikliğe uğramıştır. Yerini başörtüye, feraceye, çarşafa bırakmıştır.
Aşağıda ki yazıda tema olarak yaşmak işlenmiştir.
KÖYÜMÜN YAŞMAKLI KADINLARI
Yaşmakların hepsine yakıştığı o devir bitti, bitiyor. Sadece geçip giden zaman değil göçüp gidenlerle kaybettiğimiz bir yaşam öyküsüydü bu. Gidenin yeri doldu mu desem nerde diye içimizden bir acı ses cevap verir. Benim annem, senin annen, hepimizin anneleri birbirine ne çok benzerdi. Aynı şekil giyinirler, aynı işleri yaparlar, aynı şekilde konuşurlar, aynı şekilde gülümser, aynı fengirelerde yün eğirirler, aynı yayla, aynı tarla, aynı harmanın yolunu çiğnerlerdi. Evde rüzgar gibi esen eşlerine aynı sessizlikte davranırlardı. Yüzlerin yarısını aynı şekilde yaşmakları gizlerdi.
Sabah güneş doğmadan kalkıp kapısını penceresini, dağılan rızka açan yaşmaklı kadınlar. Annemiz nenemizdi. Onların işleri başlarından aşkındı. Ocak başında ekmek yaparak geçen bir ömrün sahipleriydiler. Bakır helkelerin tok seslerinde kim bilir kaç defa süt süzen ellerdi onlar. Güneş doğmadan tahta yayıktan yağ çıkarıp sofraya koyarlar, bakır teçlerde buz gibi soğuk suyla berraklaşana kadar yıkanan tereyağı tahta güleklere basarlar, kışın kullanmak için tuz katıp, evin acı yağını hazırlamış olurlardı. Sıcak ekmeğe yağ çalıp oyuna koştuğumuzda oldu, yağlı ekmeği kuzine sobadan çıkartıp ellerimizi üfleye üfleye yediğimizde.
Oklağaç, bişleç, yaslaç, şipşipi, eysiran, tokaç analarımızla birlikte yaşlandılar. Toprak testilere bastıkları peynirin tadı damağımızda, hâlâ. İnce ince kestikleri tel kadayıf baklavasında hangimizin gözü kalmadı ki?
Ya biz yapamadık onlar gibi, ya bizim el tadımız onlar gibi değildi. Tutturamadık, hamurunu şerbetini. Elleriyle çamur sıvadıkları duvarları, boya fırçasıyla kolayca kapatacağımız akıllarına gelmezdi. Zahmetli işlerin yaşmaklı kadınları. Ekin çaylarında kaynattıkları bulgurların buharı hayalimizde hâlâ sıcak, taş dibekte çektikleri göceler hâlâ tazeydi sanki. Annesinin önüne kattığı koyunu, kuzuyu gütmeyen, güz sonu döktüğü tarhana sergisinin başını beklemeyen var mı? Ya yaptıkları kül çöreğini, su böreğini, höşmerimi, bandırmayı, incecik gelin gözlemesini, topak helvasını, şebiti, bazlamayı, eyşili köfteyi annesinin elinden özlemeyen yoktur.
Bir dünya işleri vardı ama bir o kadarda sabırları, adapları …
Yokluğu da varlığı da, kıymet bilmeyi de, kanaat etmeyi de, büyüğe hürmet göstermeyi de, küçüğe sahip çıkmayı da, yumuşak başlılığıda, hayatta hiç bir şeyi israf etmemeyi de yine YAŞMAKLI KADINLARIMIZ, analarımız yaşayarak öğretmediler mi?
O devrin kapanıp nelerin onlarla gittiğini görebiliyor muyuz? Artık ne onların yaşadıkları hayat kaldı nede onların yaşmaklı yüzleri. Zaman değişirken, hızla değişen bizler, bizi biz edenlerin yerini ne kadar dolduruyoruz? Onların kültürünü bugüne ne kadar taşıyoruz? Bir çoğu okula gitmemiş yaşmaklı kadınlarımız, gelenek görenekleri yaşatarak kuşaktan kuşağa kültür aktarımında büyük pay sahipleri imiş. Zaman çok hızlı değişirken, tüketimi de beraberinde getirdi. Her şeyi çabuk ve bol tüketir olduk. Eski bayramları neden özlüyoruz, yoksa o bayramlar, örf adet gelenek görenekleriyle yaşandığı için mi özel ve güzeldi?
Yaşmaklı kadınlarımız böyle bir köy masalının kahramanlarıydı.
Gidenlerin ardından bir tarihin kanatlı kapısını demir tokmaklarından tutup, kapattık.
Geleceğe taşımamız gereken kültür tarihimize, yaşmak vurmamak ümidiyle…
Kalın sağlıcakla
21 Mayıs 2024
Songül Canbaz Kaya