30.07.2026 - ORTALILAR DERNEĞİ Web Sayfasına Hoş geldiniz

İlçe Tarihi

1.     İlçenin Tarihine Kısa Bir Bakış

a.     Tarih Öncesi Dönem

Çankırı Merkez Çorakyerler Mevkiinde valiliğimizin katkılarıyla A.Ü. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyeleri tarafından 1997 yılından beri gerçekleştirilen kazıda 8 milyon yıl öncesine ait fosiller bulunmuştur. Fil, gergedan, koyun, keçi, domuz, zürafa, geyik ve primatların atalarına ait fosil buluntuları Çankırı Müzesinde sergilenmektedir. Çankırı- Yapraklı karayolu üzerinde bulunan bu fosil lokalitesi Çankırı’nın bugünkü halinden çok farklı olduğunu, çok büyük ormanların bulunduğunu ve çok sayıda türe yaşam alanı sağladığını göstermektedir. Bu kazı çalışmaları Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ayla Sevim Erol başkanlığında yapılmıştır.

İlçemizin, Tarih Öncesi dönemlerini aydınlatan önemli kazı alanlarından biri de Salur Höyüğüdür.

Salur Höyüğü ve Salur Mezarlığı ilk kez 1999 yılında Prof. Dr. Roger Matthews ve ekibinin Paflagonya Bölgesi Yüzey Araştırmaları esnasında tespit edilmiştir. Çankırı iline bağlı Orta ilçesinin 5 kilometre kuzeybatısında, Salur köyünün 1 kilometre kuzeyinde Orta-Çerkeş karayolunun 6 kilometresinde yolun 50 metre batısında yer almaktadır. Yerleşim alanında suları kurumuş olan Taşlıyayla ve Ardıç Pınarı isimli su kaynakları bulunmaktadır.

“Salur Höyük, yüzeyindeki çanak çömlek parçalarına göre Geç Kalkolitik, Eski Tunç Çağı, 2. bin ve Demir Çağı’nda yerleşim görmüş küçük ve yassı bir höyüktür. Höyüğün yaklaşık 50 metre kuzeyinde, yüzeyde çok sayıda küp ve insan iskeletlerine ait parçaların bulunduğu mezarlık alanı bulunmaktadır. Bu alan üzerinde de maalesef birçok mezarlık alanında olduğu gibi kaçak define arayıcıları tarafından açılan, kazı çukuru bulunmaktadır.

Salur Mezarlığı’nın dağılım alanının ve kapsadığı dönemlerin tam olarak anlaşılabilmesi için 2008 yılında Çankırı Müzesi’nce 18 günlük sondaj kazısı gerçekleştirilmiştir. Sekiz adet 1×5 metrelik, iki adet, 1×10 metrelik sondajlar yapılmıştır.

Sondaj kazısında 13’ü küp mezar, dördü küp kapama, biri ikili küp ve ikisi taş örtülü basit toprak mezar olmak üzere dört farklı tipte toplam 20 mezar ortaya çıkarılmıştır. Mezarlar arasında çok fazla seviye farkı yoktur. Nadir olarak, aralarında dönem farkı olmadığını düşündüğümüz bazı mezarların daha önce yapılan gömünün üzerine gelerek alttaki mezarı tahrip ettiği görülmüştür. Küp mezarlarda ölüler, başları küpün ağız kısmına, ayakları dip kısmına gelecek şekilde, çoğunlukla hoker[1], az sayıda da nim-hoker pozisyonda yerleştirilmiştir. Mezarlarda bulunan iskeletlerden, bireylerin sağ taraflarına yatırıldıkları, bacakların karına doğru çekildiği, kolların bükülerek ellerin çene hizasına bırakıldığı tespit edilmiştir. Yirmi mezarın tamamında tekli gömü yapılmıştır. Mezarlarda çok az sayıda ölü hediyesine rastlanmıştır. Bulunanlar; pişmiş toprak çanaklar, yuvarlak başlı madeni iğne ve taş boncuk gibi mütevazı hediyelerdir.

Buna göre Salur Mezarlığı’nda ortaya çıkarılan mezarların Eski Tunç III’ ün sonları ile Orta Tunç Çağı’nın hemen başlarına (M.Ö. 2100-1850) ait olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak Salur Mezarlığı’nın tamamının kesin olarak sadece bu dönemde kullanıldığını söylemenin erken olacağı kanısındayız. Çünkü Salur Höyük’ te yapılan yüzey araştırması, Höyüğün Geç Kalkolitik, 3. bin, 2. bin ve Demir Çağı’nda iskân edildiğini göstermektedir.”[2]

Bölgede yapılan kazı çalışmaları ve bu kazılar hakkında yazılan tezlerden de anlaşılacağı üzere bölgemizde yerleşim M.Ö. 3000 yıllarında mevcuttu. Bu tarihlerde henüz Hititler Anadolu’ya hakim olmamışlardı. Bu mezarların Hitit öncesi döneme ait olduğu aşikardır. Mezarların, Hitit öncesi bölgede yaşayan Hatti, Hurri ve Luvi gibi kavimlere ait olduğuna dair de araştırmacılar bir açıklama yapamamışlardır. Mezarların keşfedildiği dönemde Anadolu henüz Tarihi döneme geçmemiştir.

 

b.     Tarihi Dönem

Anadolu’da çivi yazısının ortaya çıkışı M.Ö. 2000 yılından biraz sonra Asurlu tüccarlar vasıtasıyla olmuştur. M.Ö. 2. binlerde Anadolu’da önce Asur Ticaret Kolonileri Çağı, ardından Hitit Devleti dönemi yaşanmıştır.[3]

“Asur Ticaret Kolonileri çağı olarak adlandırılan bu dönem, Anadolu’da henüz geniş çaplı siyasal birliğin kurulamadığı, küçük beyliklerin bu toprakların siyasal yazgısına yön verdiği yıllardır.”[4]

M.Ö. 1600 yılları arasında bölgede yaşayan Hatti beyliklerini ortadan kaldıran Hititler (Etiler) Anadolu’da imparatorluk kurmuşlardır. Hititlerin Anadolu’ya nereden geldikleri tartışma konusu olup yaygın olan görüşe göre Kafkas tarafından göçtükleridir. Hititler Anadolu’dan Hatti ülkesi olarak söz ederler ve başkentlerinin Boğazköy/Hattuşaş olduğunu söyledikleri yazılı belgelerden çıkarılmaktadır.[5]

“Hurri varlığının Kafkaslar’dan Kuzey Mezopotamya’ya, batıda Orta Anadolu’nun doğusu ve Kuzey Suriye’ye, doğuda Kuzeybatı İran’a kadar olan alanda yayıldığı düşünülmektedir.

Hurriler’in Anadolu’da varlığına ilişkin en eski kanıtlar Kültepe metinlerinden elde edilmektedir. Kızılırmak çevresinde ticaret faaliyetlerini yürüten Hurrice isim taşıyan kimseler mevcuttu ancak bu çevrenin Koloni Çağı’nda dilsel olarak hala Hattice ve bunun yanı sıra Hititçe-Luvice ağırlıklı olduğu söylenebilir. Hitit dininin temel yapısını Orta Anadolu’da yaşayan Hatti halkının inançları oluşturur. Güney ve Batı Anadolu’da yerleşmiş bulunan Luviler’in baş tanrıları bir Fırtına tanrısı olan Tarhunt ve bir Güneş tanrısı Šiwat’tır. Bunlara bir koruyucu tanrı Kurunta eklenmelidir. Mezopotamya tanrıları olan Ea, Damkina, Anu ve Enlil, Hurriler sayesinde Anadolu’ya ulaşmıştır. Hititler, Anadolu’da var olan Hatti ve Luvi tanrılarına Hurri tanrılarını da ekleyerek kendi panteonlarını[6] oluşturmuşlardır.”[7]

Hititlerin yıkılmasından sonra (M.Ö. 1200) bölgemiz Paflagonların idaresine girmiştir.[8]

Fransız arkeolog, mimar ve gezgin olan Felix Marie Charles Texier 1833-1843 yıllarında Bayındırlık İşleri Müfettişi görevi esnasında Fransız Hükümeti tarafından Osmanlı Anadolu coğrafyasına gönderilmiş uzun yıllar bölgeyi gezdikten sonra eserini yayınlamıştır. Eserinde Galatya şehirleri başlığı altında bölgemizi şu şekilde anlatmaktadır. “ Eski adı Gangra olan Kiangari (Çankırı) şehri, Ilgaz (Olgassus) Dağı eteğindedir. Bu şehir, önceden Paflagonya’ya, sonra Pont devletine, daha sonra Galatya’ya bağlıydı. Kral Dejotare’in ikamet yeri olmuştu. Bizanslı Etienne’e göre Paflagonya dilinde keçi anlamına gelen Gangra adı, buraya keçi sürülerinin çokluğundan dolayı verilmiştir. Şimdiki Çankırı, genel olarak Türkler tarafından yerleşilmiş bir yerdir; on altı bin nüfus Türk arasında, sadece kırk kadar Rum ailesi vardır. Gangra şehri, Komnenlerin (Comnenes) memleketi olan Kastamonu’yu İranlılardan geriye alarak fetheden Jean Comnene tarafından kuşatılmış ve ele geçirilmiştir.”[9]

“Paflagonya (Paphlagonie) Paflagonya sahası, doğuda Kızılırmak (Halys) ve batıda Bartın çayı (Parthenius) ve güneyde Frigya ve Galatya sahalarıyla sınırlıdır. Strabon, XII, 544.”[10]

“GANGKA (^rdyypa: Kiengareh, Kangreh veya Changeri), Olgasys (Ilgaz) Dağı’nın güneyinde ve Pompeiopolis’ten 35 mil uzaklıkta bulunan Paphlagonia kasabası, bir prens konutu gibi görünüyor, çünkü Morzus’un veya Morzeas ve daha sonra Paphlagonia’nın son kralı Deiotarus burada ikamet etti. (Strab. xii. s. 564 : comp. Liv. xxxviii. 26.) Strabon buna rağmen burayı sadece “küçük bir kasaba ve bir garrison” olarak tanımlar. Alexander Polyhistor’a göre (ap. Steph. B. s. v. Tayypa), kasaba, keçilerinden birini orada başıboş dolaşırken bulan bir keçi çobanı tarafından inşa edildi; ama bu muhtemelen sadece filolojik bir spekülasyon, Gangra’nın anlamı Paphlagonia dilinde “keçi”. Dini yazarlarda Gangra’dan genellikle Paphlagonia’nın büyükşehir manzarası olarak bahsedilir. (Socrat. ii. 43; Sozom. iii. 14 ve başka yerlerde.) Bu kasabanın meyve bahçeleri, elmalarının mükemmelliğiyle ünlenirdi. (Atina. iii. s. 82.) [L. S.]”[11]

“Paphlagonia Tarihi Coğrafyası: Paphlagonia, Anadolu’nunun kuzey kesimindeki antik bölgenin adıdır. Batıda Bithynia, doğuda Pontus, güneyde Galatia, kuzeyde Pontus Euxinus’la (Karadeniz) çevrilidir. Bugünkü Kastamonu, Sinop, Bartın, Çankırı, illerinin tümünü, Karabük ilinin doğusu ile Çorum’un batı bölümünü içine alır. Paphlagonialılar, Homeros’ta adı geçen en eski kavimlerdendir. Paphlagonialı prenslerin çoğu, Troya Savaşına katılan Pylaimenes’in soyundan geldiklerini göstermek için Pylaimenes adını taşırlardı. Hitit Devleti yıkıldıktan sonra bir süre Phrygia egemenliğinde kalan Paphlagonia daha sonra Lydia egemenliğine girdi.

M.Ö. 546’da Kiros’un (Kserkes) Lydia Krallığını ortadan kaldırmasıyla bölge Pers yönetimine geçti. Persler’in Satraplık düzeni içinde Kappadokialılar ve Anadolu’nun kuzeyindeki daha başka halklarla birlikte üçüncü satraplığa alındı. İ.Ö. 480’de Kserkses’in ordusunda Paphlagonia’lı askerler de görev yapıyordu. İ.Ö. 334’te Anadolu’ya giren Büyük İskender’in egemenliğine geçen bölge, onun ölümünden sonra Eumenes’in yönetimine girdi. Daha sonra doğu komşusu Pontus Krallarınca ele geçirilinceye kadar ülke yerel prenslerce yönetildi.

İdari açıdan, Paphlagonia, Pers Kralı Büyük Darius tarafından (İ.Ö. 522-485) büyük Phrygia Satraplığına dahil edilmişti, fakat daha sonra Pers kralları bu bölgeye kendi otoritelerini kabul ettirmekte ve vergi almakta büyük güçlükler çektiler. Özellikle İ.Ö. 4. yüzyılda, Pers büyük kralına karşı başlatılmış olan satrap ayaklanması bölgede kontrolü daha güçleştirmiştir. Bölgenin en büyük ticari limanı olan Sinope’de Pers satrapları, Datames, Abrokomas ve Ariarathes adına basılmış sikkeler, bölgenin tekrar Pers boyunduruğuna girdiğinin bir kanıtıdır.

İ .Ö. 375 yılında Satrap Datames tarafından ele geçirilen Sinope’de basılan bu gümüş paralarda satrapların isimleri bulunmaktadır. Aynı tipte olan bu sikkelerden, Abrokomas’ın ve Ariarathes’in sikke yazıtları Aramice yazılmıştır. İskender, vergi almaksızın, Paphlagonialıların imparatorluğuna bağlanmasıyla yetinmiştir. İskender’in ölümünden sonra, İ.Ö. 321’de, Eumenes ve Perdikkas, Kappadokia Satrabı Ariarathes’in otonom idaresine tamamen son verdiler ve bundan sonra Paphlagonia sırasıyla Eumenes, Antigonos ve Selevkosların boyunduruğuna girdi.

Pontus Kralı Büyük Mithradates’in  İ.Ö. 65’te Romalılara yenilgisi üzerine, Paphlagonia Romalıların idaresine girdi ve bölgeye gelen büyük Pompeius,  İ.Ö. 64 yılında, yeni bir idari yapılandırma gerçekleştirdi. Pompeius, Paphlagonia’nın kıyı kesimini Pontus Eyaletine ilave etti, kalan iç kesimlere yerli prenslerden yönetici atadı. Bu ilk yerli kral Attalus’tur. Attalus İ.Ö. 40 yılında ölünce, İ.Ö. 37 yılında Marcus Antonius tarafından Kastor’un oğlu Deiotaros Philadelphos’a krallık verildi. Deiotaros’un da İ.Ö. 6 yılında ölmesi üzerine, ülkenin tümü Romaların eline geçti. Dağlık olan iç kesim imparator Augustus tarafından Galatia Eyaleti’ne bağlandı. Kıyı kesimi ise Pontus’un büyük bir kısmı ile birlikte Bithynia Eyaletine dahil edildi.

İmparator Caracalla (İ.S. 198-217) döneminde darphanenin üretimi en yüksek noktaya çıkar. Çok sayıda ve çeşitlilikte basılmış olan sikkelerin bazılarında şehrin adı, FEPMANIKOI-IOAEQC FIPOC FANITA (=Gangra’nın yakınındaki Germanikopolis) şeklinde yazılmaktadır. Yine bu dönemin birkaç sikke örneğinde şehrin adı ve unvanı, APXE0.[TATH] IIA0AA.[FONIAE] FANIPA .A (= Paphlagonia’nın en eski birinci şehri Gangra) diye yazılmıştır. Şehrin sikke basımları imparator Geta (İ.S. 209-212), dolayısıyla Caracalla döneminde sona erer.”[12]

Galatların yani Keltlerin Anadolu’ya gelişi MÖ 278/277 tarihlerine rastlamaktadır. Hellenistik dönemde Anadolu’ya gelen Galatlar boy ve kabileler halinde yerleşmişlerdir. “Galatların MÖ 3. yüzyılda Anadolu’ya girip belirli bir süre yağma ve talan faaliyetleri yapmalarının ardından yerleştikleri ve kendi adlarıyla anılan Galatia Bölgesi zamanla genişleyip Helenistik Dönem’ deki Asıl Galatia’nın oldukça dışına taşmıştır. Asıl Galatia olarak adlandırılan ve Galat boylarının ilk yerleştikleri bölge yaklaşık olarak 31-36 doğu boylamları ile 39-45,5 kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. Bu alan Eskişehir ilinin güneydoğusu ve doğusu, Ankara ve Kırıkkale illerinin tamamı, Çankırı’nın güneyi, Yozgat’ın batısı ve Çorum’un güneybatısını kapsamaktadır.”[13]    

İç Paphlagonia olarak bilinen gölge Milattan önce 7 senesine gelinceye kadar krallar tarafından idare edilmiş olup bu tarihte Galatia vilayetine bağlanmıştır. Bölgede bulunan krallıklardan en mühimi merkezi Gangra olan krallık idi.[14]

Hristiyanlık Miladi üçüncü yüzyılda Roma’da resmi din haline gelmiştir. 340 tarihinde Çankırı’da Hristiyanlık dünyası için önemli bir konsül toplandı. Burada alınan kararların yaptırım gücü olup insanların yaşamını doğrudan etkilemektedir. Çankırı konsülünden çıkan 20 kanun (Canon) ekümenik[15] kabul edilmiş olup heretik[16] kabul edilen tarikatlara karşı ceza veren ve yasaklayıcı niteliktedir. “Katolik ansiklopedisi, Çankırı’yı ve tarihini Gangra başlığı altında genel olarak şöyle vermiştir. Paflagonya eyaletinde bir piskoposluk; yerli dilinde keçi anlamında. Hatta bugün çok sayıda keçi sürüsü bu bölgede görülmektedir. Köken itibariyle Galatya’ya aitti ve Pontuslu Mitridatların düşmanı fakat Roma’nın dostu Galat kralı Dejotarus’un başkentiydi. Kent, Roma devrinde Paflagonya eyaletinin başkenti oldu.” [17]

“Hristiyan dünyasında Çankırı şehriyle anılan en bilindik kişi Aziz Hipatius’tur.

Literatüre “Hypatius of Gangra” (Çankırılı Hipatius) olarak geçmiş bir Hristiyan rahibi, daha

doğrusu metropoliti olup M.S. 326’da İstanbul’dan Çankırı’ya giderken yolda Novatyan Aryani

mezhebinden düşmanlarınca saldırıya uğramış ve öldürülmüştür. Aşağıdaki resimde düşmanı bir kadın tarafından taşla katledildiği tasvir edilmektedir. Hakkında birçok menkıbevi hikâye bulunan Hipatius, mucizeleri bulunan bir aziz olarak kabul edilmektedir. Rahibi öldüren kadının suikastin hemen arkasından delirdiği ve sürekli kendine vurmaya başladığı rivayet edilmiştir. Hipatius’un öldükten sonra Çankırı’ya koşarak geldiği ve şehir halkının kendisini karşılayarak onu gömdükleri (büyük ihtimalle özel bir yere) bilinmektedir.”[18]

Çankırı, Doğu Roma’nın baskıcı kökten-dinci Hristiyan konsülünün yerel idaresinde, muhalif keşişler için bir sürgün yeri, fikrinden dönmeyenler için işkence ve yakılarak katledildikleri ceza kentiydi.

“Şehrin Hristiyanlıktan önce de bir tür hapishane ve işkence merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin Kızılırmak yayı içinde MÖ. 3. yüzyıldan itibaren baş göstermeye başlayan Galatlar, Hristiyanlığın Anadolu’da yeni yeni yayılmaya başladığı bir vakitte, literatüre Gangra’nın Aziz Callinicus’u olarak geçmiş zatı Ancyra’da (Ankara’da) Hristiyanlık propagandası yaparken yakalamış ve Gangra’ya (Çankırı’ya) götürerek kendisine teferruatlı işkenceler yapmış ve sonra yakarak öldürmüşlerdir. Rivayete göre yakılmadan önce çok susayan azizle dalga geçen işkenceciler, “Tanrı’na  söyle de su versin!” demişler ve o anda taştan su fışkırmıştır. Bu tarihi şahsiyet de antikçağdaki Çankırı ile birlikte anılan şahsiyetlerden biridir.”[19]

“Hıristiyan din adamlarının inanç ve dini uygulamalar hususunda karar vermek üzere

yaptıkları toplantılara “Konsil” veya “Sinod” adı verilmektedir. MS 340 yılında bugünkü adı Çankırı, o zamanki adıyla Gangra’da Hıristiyanlık tarihi açısından oldukça önemli olan bir sinod gerçekleştirilmiştir. Gangra’da on üç papaz ve bir kilise yöneticisi, Sebaste (Sivas) piskoposu Eustathius’un yerleşik Hıristiyan inanışına ters fikirlerine karşı Gangra kutsal kilisesi piskoposu Hypatios başkanlığında toplanmışlardır. Gangra sinodunda, Eustathius’un fikirleri Hıristiyan inanışına aykırı bulunmuş ve onun fikirlerine karşı yirmi karar içeren bir bildiri yayınlanmıştır. Bu bildirideki hükümlere uymayanlar aforoz edilmiştir. Kadıköy Konsili’nde Gangra sinodunda alınan kararlar kabul edilerek ekümenik hale getirilmiştir. Çankırı sinodunda alınan kararlar Kilise tarihinde Çankırı Kutsal Kilisesi Kanunları olarak bilinmektedir. Konsillerde daha geniş katılımla inanç doktrinleri ve dini yaşam disiplinleri ele alınırken sinodlarda daha çok yerel dini problemler müzakere edilmektedir.

Doğu kiliselerinde konsil karşılığı olarak da kullanılan sinod, aynı zamanda dini danışma kurulu anlamında da kullanılmaktadır. Gangra kilisesinin ilk bilinen metropoliti Hypatios’dur. Hıristiyanlar tarafından Gangralı Hypatios olarak bilinmektedir.  Hypatios, M.S. 325 yılında Roma imparatoru Konstantin tarafından tertiplenen İznik konsiline Gangra temsilcisi olarak katılmıştır. Hayatı boyunca Ariusçuluk gibi kilisenin inançlarına aykırı fikirlerle mücadele eden Hypatios, M.S. 340 yılında Gangra’da Sebaste (Sivas) piskoposu Eustathius fikirlerine karşı bir sinod toplamıştır. Hypatios’un ölümü de bu mücadelesinin sonucunda olmuş, Ariusçular tarafından öldürülmüştür. Ariusçular tarafından bir mağarada saklanan Hypatios’un cesedi daha sonra mağaradan alınarak Gangra’da gömülmüştür. Hypatios’un ölümünden sonra da birçok mucizesinin görüldüğü iddia edilmiş, mezarı özellikle şeytanları kovmak ve hastalarının iyileştirilmesi için ziyaret edilmiştir. Hypatios’un ceset kalıntıları daha sonra Avrupa’nın farklı ülkelerine taşınmıştır. 1975 yılında Yunanistan’ın Filorina kentinin Antigonos köyünde Aziz Hypatios onuruna bir kilise yapılmış, 1922 yılında Çankırı kilisesinden getirilen ikonu oraya asılmıştır. Gangra sinodunun Çankırı’nın Eldivan ilçesinde yapıldığı söylenmektedir. Eustathius, keşişlere evliliği yasaklıyor, evli olanların birlikteliklerini bozuyor ve buna uymayan kişilerin kurtuluşa eremeyeceğini söylüyordu. Evli rahipleri hakir görüyor, onların evinde kesinlikle dua etmiyor ve komünyona almıyordu. Toplu ayinler yerine, sadece kendi taraftarlarının katıldığı ayinlerini özel yerlerde yapıyordu. Kölelerin efendilerine olan bağlılıklarını zayıflatıyor ve onlardan ayrılmalarını öneriyordu. Kadınların erkek kıyafetlerini giymesini zorunlu tutuyor ve saçlarını da dindarlık gereğince kesmeleri gerektiğini öğütlüyordu. Pazar günü oruç tutuyor, kilisenin belirlediği günlerde ise oruç tutmuyordu. Tüm hayvansal gıdaları yasaklıyor, köleleri sahiplerine karşı kışkırtıyordu.

Kilise tarihinde “Çankırı Kutsal Kilisesi Kanunları” olarak bilinen bu kanunlar şu

şekildedir:

  1. Eğer birisi, evliliği aşağılar, ayıplar, kınar veya beraber olduğu, uyuduğu ve yattığı dindar bir kadından nefret eder onu ayıplar ve onun cennete gideceğini düşünmezse aforoz ediniz.
  2. Eğer birisi, et yiyen bir insanı aşağılıyor ve ayıplıyorsa, putlara kansız veya boğularak sunulan adaklar teklif ediyorsa, sadık ve dindar erkeklerin bunu yediği için ümitsizliğe düştüğünü söylüyorsa aforoz ediniz.
  3. Eğer birisi, dindarlık maskesi altında tutsaklığı öneriyorsa, ailesini hor görüyorsa, dini görevlerinden kaçıyorsa, bağlı bulunduklarına hizmet etmiyor ve onuruna özen göstermiyorsa aforoz ediniz.
  4. Eğer birisi, evli bir presbiteryen ile ilişki kurmak ve sürdürmek istiyorsa, usulsüz, yasal olmayan bağış teklif ediyorsa aforoz ediniz.
  5. Eğer birisi, Tanrının evini (kilise) ve orada yapılan toplantıları hor görüyor ve aşağılıyorsa aforoz ediniz.
  6. Eğer birisi, kilise haricinde toplantı tertip ediyorsa ve kanunları aşağılıyor, hor görüyorsa dinsel rol yapmaya (dine inanmış gibi görünüp inanmıyorsa) cesaret ediyorsa aforoz ediniz.
  7. Eğer birisi, kiliseye bağışlanan meyvaları almaya cesaret ederse veya kilise dışında bir yere verirse, hükümlere karşı hareket etmeyi reddediyorsa aforoz ediniz.
  8. Eğer birisi, papaz hariç, hayırları yönetmekle ve yönetimle görevlendirmişse, veren ve alan her iki kişiyi de aforoz ediniz.
  9. Eğer birisi, bakire ise, bakire kalmayı yeğliyorsa, evlilikten çekiniyor, sakınıyor, iğreniyor ve gocunuyorsa, güzelliğe ve kutsal bakireliğe inanmıyorsa aforoz ediniz.
  10. Eğer birisi, Tanrı için bakireliği seçmiş ve evlilere kibirli, küstahça davranıyorsa aforoz ediniz.
  11. Eğer birisi, evlenme törenlerini hor görüyor, şerefli kardeşlerin davetini, yapılanları küçümsüyorsa aforoz ediniz.
  12. Eğer birisi, koyu sofuymuş gibi görünüp, periboloeum (pelerin benzeri dini giysi) giyiyorsa, dindarların ve halkın geleneksel kıyafetini küçümsüyorsa aforoz ediniz.
  13. Eğer bir kadın, aşırı ve yapmacık dindarlık sergiliyor, giysilerini değiştiriyor, geleneksel kadın kıyafeti giymiyorsa, erkeklerin yanına koyun ve aforoz ediniz.
  14. Eğer bir kadın, kocasını yüzüstü bırakıyor (terk edip gidiyorsa), evlilikten tiksinmesinden dolayı kocasından ayrılma niyetinde ise aforoz ediniz.
  15. Eğer birisi, çocuklarını yüzüstü bırakıyor ve onlara bakmıyorsa, yalan söylüyorsa, çocuk yetiştirmenin dindarlık olduğunu reddediyorsa, yapmacık dindar görünüyorsa aforoz ediniz.
  16. Eğer gösteriş için dindarlık sergileniyorsa, inançlı ailelerin çocukları onları terk ediyorsa, ailelerin kutsaması engelleniyorsa aforoz ediniz.
  17. Eğer bir kadın, koyu dindar gibi görünmek için saçını kestiriyorsa, tanrının verdiği emirleri, düzeni bozuyorsa aforoz ediniz.
  18. Eğer birisi, Pazar günü yapmacık olarak koyu dindarlık adına perhiz yapıyorsa aforoz ediniz.
  19. Eğer dindar birisi, bedensel zorunluluğu olmadan perhizi önemsemez, saygısızlık ederse, kilise tarafından gözlemlenir, ihmali anlaşılırsa aforoz ediniz.
  20. Eğer birisi, toplumsal şereften nefret ediyor, kınıyor, ayıplıyorsa, yaratılış olarak mağrur ve kibirli ise, kiliseye hizmet edenleri ve anma törenlerinden tiksiniyor, iğreniyorsa aforoz ediniz.”[20]

Hüyük’te keşfedilen yeraltı şehri M.S. üçüncü yüzyılda Hristiyanlara zulüm yapıldığı dönemde inşa edildiği, işkenceden kaçan inanmış kimselerin inançlarını gizli gizli yaşamak için bu şehri inşa ettikleri düşünülmektedir.

 

Hüyük Yer Altı Şehri, 2005 yılında tescillenmiş ve 2006-2008 yılları arasında Çankırı Müze Müdürlüğü tarafından arkeolojik temizlik çalışmaları yapılmıştır. Erken Hristiyanlık dönemine ait olduğu anlaşılan yer altı şehrinde küçük kilise, keşiş odaları, sarnıç ve birçok yaşam alanı bulunmaktadır. Şehir iki katlıdır, MS. 3-5. yüzyıllarda kullanıldığı sanılmaktadır. Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans Dönemi) zamanında oyularak inşa edilmiştir. Bilindiği gibi Hristiyanlık Hz. İsa’dan üç yüz sene sonra Roma’da devlet dini haline gelmiştir. Bu zamana kadar inanan Hristiyanlara işkence yapılmakta idi. Bu şehir de işkenceden kaçmak, inançlarını yaşayabilmek isteyen insanlar tarafından inşa edilmiştir.

Sakaeli Kaya Mezarları ve Peri Bacaları, Roma ve Bizans dönemlerine ait olduğu tahmin edilmektedir. Çeşitli yükseklik ve genişlikteki oyuklar;  tek, birbirine geçişli, basamakla inilen iki odalı bölmeli, aydınlatma pencereli özellikler göstermektedir. Kare, dikdörtgen planlı, düz kubbe ve semerdam tavanlıdırlar.  Duvarlara açılmış küçüklü büyüklü nişler  mezar odası ve ikamet  amaçlı  olarak kullanılmıştır.  Bir kısmının girişleri kemerli ve içlerinde ölü sedirleri mevcuttur.

Çankırı sırasıyla; Hititlerin idaresinde bulunmuş, bu devletin MÖ. 1200 yılında yıkılmasından sonra Paflagonların idaresine girmiştir. Bir ara Pontus Krallığı hakimiyetinde kalmış hemen akabinde Galatia’ya geçmiştir. Milat’tan biraz evvel Roma İmparatorluğu bölgeye hakim olmuştur. Romalıların ikiye bölünmesinden sonra Bizans hakimiyetine geçen Çankırı, Perslerin istilasına uğramıştır. İran hükümdarı Husrevpezir (609) zamanında Anadolu ve Paflagonya, Pers hakimiyetine girmiştir. Bizans imparatoru Heraklios 622 yılında İranlıları bozguna uğratarak bölgeye tekrar hakim olur.

 

c.     İslami Dönem

 

Çankırı’nın 711-728 yılları arasında sekiz defa Emevi akınlarına maruz kaldığını görüyoruz. Malazgirt Savaşı sonrasında kısa sürede bölgedeki Bizans hakimiyeti yok edilmiş ve bölgeye Türk-İslam damgası vurulmuştur. Çankırı 1082 yılında Emir Karatekin tarafından fethedilerek  Türk yurdu haline getirilmiştir. I. Mesut’un 1142 tarihinde Danişmendlileri yenmesine kadar bir Danişmendli şehri olan Çankırı bu tarihten sonra kesin olarak Selçuklu hakimiyetine geçmiştir.

Moğol istilası döneminde bir müddet Çobanoğuları elinde kaldığı bilinmekte olup,  Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra Moğollara tâbi‘ olan Candaroğulları  beyliği bölgeye hakim olmuştur. Candaroğulları beyliğinin Osmanlıya tâbi‘ olduğu tarih hakkında iki farklı görüş vardır. Bunlardan birisi 1. Murad zamanında 1383 yılında, diğeri Yıldırım Bayezıt döneminde ilhâk olduğudur. Çankırı’nın Osmanlıya bağlanması husûsunda Prof. Dr. Ahmet Kankal “16. Yüzyılda Çankırı “ isimli kitabında 1. Murad zamanında bağlandığı görüşündedir. Yıldırım Bayezıt’ın Anadolu’da Türk birliğini sağlama maksadıyla birçok beyliği Osmanlıya bağladığını biliyoruz. Bunlardan birisi de Candaroğulları beyliğidir. Yıldırım’ın bu hareketi Timur ile arasını açmış ve Ankara Savaşı’nın sonucunda kurulan Türk birliği yeniden bozulmuştur. Ankara Savaşı’ndan sonra Timur Çankırı ve Kastamonu bölgesini Candaroğulları’na tekrar geri vermiştir. Fetret Devri’ni sona erdiren Çelebi Mehmet  zamanında tekrar Osmanlı’ya bağlanan Çankırı 1464 yılında Anadolu eyaletine bağlı bir sancak haline getirilmiştir.[21]

Orta ilçesi Danişmentliler döneminde Türk- İslam kimliğine kavuşmuştur. XIII. yüzyılda bölgemizde yerleşim yerlerinin bugünkü isimleri aldığını, Elmalı karyesinde bulunan Elvan Seydi Zaviyesinin vakfiyesinden anlamaktayız. Bu zaviyeye vakfedilen araziler tanımlanırken Basdak, Elmalı adlarına rastlanılması köy isimlerimizin Osmanlıdan önce verildiğinin ispatı niteliğindedir. Türk-İslam devirlerinde sırasıyla Danişmentliler Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlı Devleti hakimiyet sürmüştür. Bölgemiz Ankara savaşından önce Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlıya bağlanmıştır. Fetret Devri’nde Candaroğulları Beyliği’nin yeniden Moğollara bağlı olarak hüküm sürmeye başlaması ile ilçemizdeki Osmanlı hakimiyeti kısa sürmüştür. Fetret Devrini sona erdiren Çelebi Mehmet zamanında bölgemiz yeniden Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır. Çelebi Mehmet’in emriyle bölgemiz Candaroğlu Kasım Bey’in idaresine bırakılmıştır.[22] Kasım beyin babasına karşı çıktığı Candaroğlu-Osmanlı çekişmesinde Osmanlıyı desteklediği bilinmektedir. Fatih Sultan Mehmet zamanında 1464 yılında Candaroğulları beyliğinin ortadan kaldırılması ile kazamız nihai olarak Osmanlı toprağı haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin Kasım Bey’e dokunmamasının sebebi eşi Sultan Hatun’un Fatih’in halası olmasından dolayıdır. Sultan Hatun bugün ilimizde medfundur. İmaret Camisi bahçesinde kabri bulunmaktadır.

Osmanlı hakimiyetinde, 1530 yılı tahrirlerinde kaza olan ilçemiz uzun yıllar kaza statüsünü korumuştur. Tanzimat sonrasında yenileşme hareketlerinin sonucu olarak çıkarılan Vilayet Nizamnâmeleri ile kazalıktan düşmüş hatta köy haline gelmiştir. Ancak bu durum uzun süreli değildir. İlçemizin idari teşkilatı diğer bölümlerde yıllara göre tablo halinde verilmiştir.

Osmanlı idari yapısında sancak olan Çankırı’nın bağlı olduğu bir üst idari birimin genel adı eyalettir. Eyaletlerde valiler görev yaparken sancaklara kaymakam statüsünde yönetici atanmaktadır. Orta İlçesinin bağlı olduğu eyaletler sırası ile; Anadolu eyaleti (1519-1530), Ankara eyaleti (1835), Bozok eyaleti (1836-1844), Ankara eyaleti (1844-48), Bozok eyaleti (1849-1852), Ankara eyaleti (1853-1855), Bozok eyaleti (1856-1860), Ankara eyaleti (1861-1866), Kastamonu eyaleti (1867-1929).

  1. yüzyılın başlarından itibaren kaza statüsünde idari birim olan kazamız, 1880 yılında köye dönüştürülmüştür. Bu tarihlerde Kastamonu eyaletimiz iken Kengırı livamızdır. 1880-1925 yılları arasında Şabanözü nahiyesine bağlı bir köy iken 1925 yılından 1959 yılına kadar merkez kazaya bağlı nahiye olarak varlığını sürdüren Orta 1959 yılında ilçe statüsüne tekrar kavuşmuştur.

Çankırı adı hakkında Ahmet Kankal, Texier ve Etienne’nin görüşlerine itibar ederek Galat dilinde keçisi bol manasında kullanıldığını beyan etmektedir. Bu konuda ilimiz nüfusundan Çankırılı bir yazar olan Ahmet Kemal Üçok, “Çankırı Coğrafyası” adlı kitabında Gangra isminin keçi sürüleri ile bağlantı kurulmasının yanlış olduğu kanaatindedir. Yazara göre Çankırı adı Gangara’dan türememiştir. Orta Asya’da Tiyenşan ve Altay dağlarının arasında geniş bir vadinin adı “Çungari” dir. Bu adın Kafkasya bölgesinde üç yüz sene evveline kadar Şangırı, Anadolu’da da Çankırı olarak kullanıldığını iddia eder.”[23]

Osmanlı döneminde belgelerde “Kangırı, Kengırı ve Çankırı” şeklinde geçen ilimizin adı 1925 yılında Çankırı milletvekillerinden Ahmet Talat, Mehmet Rıfat ve Yusuf Ziya Beylerin verdikleri dilekçe üzerine Çankırı olarak değiştirilmiştir. Araştırmalarımız esnasında ilginç olarak ilimizin adının 1579 yılında Çankırı olarak yazıldığına şahit olmamızdır. Sekiz yıl boyunca yaptığımız araştırmalarımızda ilimizin adının yazılışını çoğunlukla Kengırı ve Kangırı olarak gördük ve okuduk. Ancak  TK.GM.d…00401-00029 numaralı sayfada “…Devletlü sultanım hazretleri sağ olsun…(silik) üzere mütevellisi olduğum Çankırı’da vâki’ merhum Kasım Bey evkafı kuralarından …” ibaresi bulunmakta olup 1579 tarihinde Çankırı’nın adının Kengırı olarak değil de Çankırı olarak olarak yazıldığına şahit olmaktayız. Çankırı adının eskiden beri kullanıldığına delil olması bakımından burada zikredilmiştir.[24]

Uzman Tarih Öğretmeni

Hamdi CANBAZ

[1] Hoker: Prehistorik ve protohistorik çağlarda görülen bir tür ölü gömme biçimidir. Bu durumda, ölünün bacakları karına doğru çekik, bir yanını yatırılmış olarak gömülmüştür. Bu gömünün yarı çekik durumuna da Nim- Hoker adı verilir.

[2] Resul İbiş, Sinan Durmuş, “Çankırı Salur: Orta Anadolu’nun Kuzeyinde Bir Eski Tunç Çağı Mezarlığı”

[3] Kurtuluş Kıymet, Hitit Kültüründe Hurri Etkisi, Ankara Ünv. Sos. Bil. Ens. Tarih (Eskiçağ tarihi) Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara 2013, s. 4.

[4] Kurtuluş Kıymet, Hitit Çivi Yazısının İlk Ortaya Çıkışı, Tarih Araştırmaları dergisi, cilt: 24, sayı: 37, 2005, s. 80.

[5] Nilüfer Çolpan, Hititlerin Anadolu’ya Göçü ve Çevre Kültürlerle Etkileşimi, Gazi Ünv. Tarih Anabilim Dalı, Eskiçağ Tarihi Bölümü, Master tezi, Ankara-2008, s. 7.

[6] Panteon: Bir mitoloji ya da dine özgün tüm tanrıların birliğidir.

[7]Kurtuluş Kıymet, a.g.e. s. 35, s. 46, s. 49, s. 71, s. 80, s. 128.

[8] Prof. Dr. Ahmet Kankal, 16. Yüzyılda Çankırı, Çankırı Belediyesi Kültür Yayınları, Eylül 2011, s. 5.

[9] Charles Texier, “Küçük Asya, Coğrafyası, Tarihi ve Arkeoloji”,  Çeviren Ali Suat, Üçüncü Cilt, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, Latin Harflerine Aktaran; Prof Dr. Kazım Yaşar Kopraman, Sadeleştiren; Yard. Doç. Dr. Musa Yıldız, Ankara 2002, s. 202.

[10] Charles Texier, a.g.e. s. 208.

[11] William Smith, Dictionary of Greek And Roman Geography,  s. 974.

[12] Melih Arslan, Paphlgonia Krallığı ve Gangra-germanikopolis Sikkeleri, s.69-72.

[13] Deniz Yıldızturan,  Galatia’nın Tarihi Coğrafyası, Selçuk Ünv. Sos. Bil. Ens. Tarih Anabilim Dalı, Eskiçağ Tarihi Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Konya 2020, s. 4.

[14] Prof. Dr. Sir William Ramsay“, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası”, çevirmen; Mihri Pektaş, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1960, s. 210.

[15] Ekümenik : Günümüzde genellikle, daha büyük bir dinî birliği ya da dinlerarası iş birliğini sağlama amacını güden girişimleri ifade eder. En geniş anlamıyla, dinî birlik veya dinî iş birliğinden maksat, üç İbrahimî din olarak İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin ortak manevî değerlerine vurguda bulunan dünya kapsamında bir dini birliktir.

[16] Heretik : Heretik kelimesi Türkçe’de “zındık, dinde sapkın öğretiye mensup olan” anlamına gelir.

[17] Mehmet Turgut BERBERCAN, Türk Hâkimiyetinden Önce Antikçağdaki Çankırı’ya Bir Bakış, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research, s. 176-177

[18] Mehmet Turgut Berbercan, a.g.e. s. 178.

[19] Mehmet Turgut Berbercan, a.g.e. s. 179.

[20] Fatih Güzel, Gangra (Çankırı) Sinodu, Çankırı Karatekin Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, cilt 9, sayı 2, Kasım 2018,

[21] Prof. Dr. Ahmet Kankal “16. Yüzyılda Çankırı” Eylül 2011, s. 5-10.

[22] Prof. Dr. Ahmet Kankal, “16. Yüzyılda Çankırı”, Çankırı Belediyesi Kültür yayınları, Eylül 2011, s. 11.

[23] Hacı Şeyh Oğlu Ahmet Kemal Üçok, Çankırı Tarihi, Çankırı, 1930, s. 189-192.

[24]

Yandex.Metrica